17 Temmuz 2007

Değerlendirme: Avustralya

Koalaİnsanın rahata alışması çok kolay oluyormuş, buna kanaat getirdim. Sen değil misin ki 40 saatlik zelzeleli yolculuklarda laptopta fotoğraf editlemeye ve zor zenaat yazı yazan, sen değil misin ki nuh nebiden kalma internet cafelerde uploadla boğuşup bin kilometrelerce ötedekilerle yaşadıklarını paylaşmaya çalışan... Şimdi evde yatıp yuvarlanma moduna girince, elin altında bilgisayar ve internet bulunmasına rağmen bir gevşeme ki sormayın gitsin. Show TV'de Hülya Koçyiğit-Ediz Hun filmidir, Güzelyalı'da nargiledir, Kordon'da bardır cafedir derken el ayak pek klavyeye gitmez oldu.
İyiden iyiye gevşediğim anlara ve muhtemelen dışarıdaki bir randevumdan az öncesine denk gelen "Ben dün Kamboçya gördüm" kapsamlı bir önceki yazımdan dolayı huzurlarınızda aslında birer Manas Destanı'nı hak eden Tayland ve Kamboçya'ya özürlerimi bir borç bilirim. Hele hele, dünyanın yeni 7 harikası arasına "dünyanın en güzel yapısı" Angkor'u almamalarından sonra ayrı bir yazı yazmak icap ederdi ya "Allah bildiği gibi yapsın onları" diyelim ve gezimin 7.ülkesi Avustralya'ya bir göz atalım.

Avustralya
Açıkçası, Avustralya'da bu kadar uzun süre (3 hafta) kalmayı planlamamıştım. Round The World biletini aldığım Eylül'de dahi, Noel öncesi 2 haftada Bangkok'dan Sydney'e bilet bulunmaması sebebiyle erken uçmak zorunda kalmıştım. (Avustralya halkındaki bu Tayland sevgisini ya da tersini hala da anlayabilmiş değilim.)
Dolayısıyla, ilk durağım Sydney'de 8 gün kaldım. O zaman da öyle hissetmiştim, şimdi gördüğüm diğer şehirlerle de karşılaştırıyorum ve hissettiklerimi daha da perçinliyorum ve diyorum ki: Modern hayatta, gelişmiş düzende dünyanın en yaşanası kenti Sydney'dir. Bu denli gelişmiş bir kent olmasına rağmen, gelişmenin önlenemez yan etkileri olarak gördüğümüz kirlilik, yüksek suç oranı, trafik, gürültü, insaniyetsizlik gibi negatif kavramların kıyısından köşesinden bile geçmediği; "hem ilerlemek hem de başkalarıyla mutlu mesut böyle yaşamak böyle olur" dedirten harikalar diyarı.
2. durağım olarak ya Ayers Rock'ı barındıran Uluru'ya ya da Great Barrier Reef'i barındıran Cairns'e gidecektim. Noel öncesi ancak Cairns'e yer buldum. 150 km dalgalara bata çıka gittikten (+ bir servet ödedikten) sonra gördüğüm güzel mercan görüntülerinin aynısını 2 hafta sonra Fiji'de şnorkel paletle kıyıdan 50 m ötede görebileceğimi bilseydim, belki ne yapıp edip Uluru'ya gitmeye çalışırdım. Nasip diyelim. Her dalgıcın hayali Great Barrier Reef mükemmel bir denizaltı tablosu gibiydi, ancak onca zahmetten sonra birkaç günlük bir tur daha yerinde olurdu diye düşünüyorum şimdi.
Son durağım Melbourne, Çavdar ailesi ile arkadaşlıklarını esirgemeyen diğer Türk dostların konukseverlikleriyle yolculuğumun ortasında bir vaha, bir soluklanma yeri oldu benim için. Melbourne, Sydney'i agresif kapitalist yapıda bulan (!) Avustralyalı'ların rahat yaşama alanı olarak gördükleri kent. Handikapı ise coğrafi olarak denizin dibinde olmasına rağmen, her nedense biraz içeride nehir kenarına kurulmuş ve Sydney'deki gibi denizin doğal güzelliği 4'e 5'e katlayan etkisinden faydalanamamış olması.
Özetle, Avustralya gezmek, görmek ve dahası ömür boyu yaşamak için ideal bir güzergah.
(***½)

Önden Opera Binası (Sydney) Kangurugil ile(Sydney) Dikiz aynasından günbatımı (Melbourne) Alev oyunları(Melbourne)

İzmir

Etiketler:

1 Comments:

Blogger Restless Librarian said...

Rahatı görünce İngilizleri kovunca gevşeyen hintli gibi yayıldın gittin be kuzen...Küresel küresel ısınmadan iyi oldu Avustralyayı gördüğün.Anlatırım torunlarıma "Cüneyt amcanız gördü, benim zamanımda vallahi pek zengin adamlar yaşıyodu oralarda" diye.

18/7/07 17:35  

Yorum Gönderme

<< Home