28 Temmuz 2007

Değerlendirme: Arjantin - Uruguay - Şili

TangoSeyahatimin en uzun süresinin geçtiği G. Amerika'yı 4 ana bölgeye ayırmak mümkün:
a) Akdeniz ülkesine benzergiller: Arjantin, Şili, Uruguay, Paraguay
b) Nevi şahsına münhasır: Brezilya
c) İnka çocukları: Bolivya, Peru, Ekvador
d) Karışık ırklı salsa-severler: Kolombiya, Venezuela (ve hatta lokasyon olarak uzak olsa da kültürel anlamda yakınlığıyla Küba)
Bu gruplar niçin gereksiz yere ülkelere bölünmüştür, dini dili geçmişi bir olan -örneğin- Uruguay'la Arjantin niçin beraber değildir, Bolivar'ın zamanında aynı ülkeye (Gran Colombia) dahil ettiği birbirinin kopyası Kolombiya ve Venezuela hangi akla hizmet sonradan ayrılmıştır - gibi sorular insanın zihninde yankılanıp duruyor. İlk grupla başlayalım...

Arjantin
"Bir Türk olarak doğmasaydın, nereli olmak isterdin?" sorusuna bundan sonra böyle gönül rahatlığıyla verebileceğim bir cevabım var: Arjantin.
Adı güzel - kendi güzel Tierra del Fuego'dan yola çıkan, Patagonya'da mavinin kırmızıyla ahenkle dans ettiği günbatımlarını izleyen, Moreno Buzulu'nda masif büyüklükte buzların yeri görü inlettikten sonra kırılıp suya gömülmelerini gören, yolda yürürken sağlı sollu geçen Miss Argentina'lara selam eden (erkek eşraftan sıklıkla aldığım soru olan "En güzel kızlar neredeydi?" sorusuna da cevabımdır; Venezuela mı, geçiniz efendim geçiniz), Buenos Aires'de geceyarısından sabahlara dek süren tango partilerine katılan, Iguazu'nun nadide güzelliğine iç geçirerek bakabilen bir kişinin gözü açık gitmez.
(Eşsiz Patagonya doğasını yakinen görmek isteyenlere, birkaç gün önce TV'de izlediğim, dünyanın diğer ucundaki yaşamların da buradakilere ne kadar benzediğini usta bir dille anlatan Arjantin Hikayeleri filmini önermek isterim. - Fragman)
(****½)

Uruguay
Aslında, Uruguay için farklı bir konu başlığı açmak bile abesle iştigal. Uruguay'ı ve Arjantin'i ayıran yegane şey Montevideo ile Buenos Aires arasındaki Río de la Plata Nehri. Bir de, eti ve mateyi Arjantinliler'in sevdiğinden bile daha çok sevmeleri. Hepsi bu...
(***)

Şili
Sanmayın ki dünyada yalnızca biz "Havasına, suyuna, taşına, toğrağına; bin can feda bir tek dostuma" megalomanlığı içindeyiz. Her ülke, kendisinin dünyanın en güzel ülkesi olduğunu iddia ediyor. Havaalanlarında, sınır kapılarında, devlet ofislerinde ülkelerinin en güzel noktaları fotoğraflarla sergileniyor, iç reklam durumu hiç eksik olmuyor. Ancak, bu işi en abartan ülke sanırım Şili...
Ülkelerinde gerçekten de buzuldan çöle, dağdan göle her tür doğa oluşumu mevcut. Gerçi, kuzey-güney arası 4630 km olunca (mukayese: Hartum-Sudan'dan St. Petersburg-Rusya'ya) her iklime sahip olmaları gayet doğal, çok da böbürlenecek bir durum yok. Standart bir başkent diyebileceğimiz Santiago'dan sonra dünyanın en uzak yeri - gizemler diyarı Paskalya Adası'nı, Patagonya'nın belki de en güzel yeri olan Torres del Paine'yi ve dünyanın en kurak yeri Atacama Çölü'nü görmüştüm.
Daha göremediğim onca yeri de hesaba katarsak adamların böbürlenmesi gayet yerinde belki de...
(***½)

Moai Penguenler ile Ushuaia'da Torres del Paine Iguazu Şelaleri

İzmir

Etiketler: , ,

15 Şubat 2007

Kısa ve öz: Uruguay

Buralara gelmeden evvel, çoğu ülke hakkında az çok ön bilgim vardı. Şili'nin darbesini, darbe yiyen Allende'sini, darbe yapan Pinochet'sini, darbeden kaçan yazarları Pablo Neruda'yı, eski Interli futbocusu Zamorano'yu, tenisçileri Rios'u biliyordum. Upuzun bir ülke olması enteresandı. Sonradan Avustralya Açık Tenis Turnuvası'nda Gonzales isimli yeni bir tenisçileri parladı.
Arjantin deyince akla binlerce şey gelebiliyor: Maradona ve bilimum futbolcu, Evita, Carlos Menem, askeri cunta, Che, Falkland Savaşı, vb...
Ya Uruguay denince ? Koca bir boşluk, sonsuz bir hiçlik! Buraya gelene dek benim Uruguay'la ilgili bildiğim tek şey 1930'da kendi ülkelerinde ve 1950'de Brezilya'da yapılan 2 adet dünya kupasını kazanmış olduğuydu. Hatta 50'de Maracana Stadı'nda 190.000 Brezilyalı'nın önünde Brezilya'yı 2-0 yenerek kazandıkları maçtan sonra 190.000 kişinin donup kalması, saatler boyu yerlerinden kalkmamaları, hatta 2 kişinin bu acıya dayanamayarak Maracana'nın tepesinden aşağıya atlamaları meşhurdur. Güzel jest ve mimikleriyle Halit Kıvanç anlatmıştı, kulakları çınlasın.
Cumartesi sabahı Buenos Aires'den Colonia del Sacramento'ya feribotla geçtim. Colonia evleri, doğup büyüdüğüm Urla'daki Rum evlerini andırıyor. Pastel renkli, tek katlı, güzel çiçeklerle süslenmiş evler ve arnavut kaldırımlı sokaklar sevimli bir kasaba çıkarmış ortaya. Uruguay'daki ilk yerleşim olması sebebiyle onlar için tarihi bir önemi de var. Etrafta ilk yerleşimden kalma yıkıntılar (16. yüzyıl) büyük bir gururla sunuluyor!
2 saatlik bir yolculukla Montevideo'ya geldim. Garajda bir sonraki durağım için bilet alırken baktım ki Türkçe aksanla İngilizce konuşan biri! Ve nihayet benim gibi gezen bir Türk'le karşılaştım. Şeref, bir seyahat acentası işletiyor. Kışın işler durulduğunda, karısını ve lisedeki kızını evde bırakıp birkaç aylığına bu tip yolculuklara çıkıyor. Şimdi de 2,5 aylığına G. Amerika'ya gelmiş. Belli bir süreliğine beraber devam edeceğiz.
Şeref'le cumartesi gecesi otele yerledikten sonra ana meydana gittik. Kısaca: Montevideo sallanıyor! Gece kronolojisi şu şekilde: 02.00 Restorana geliş - 02.30 Sipariş verme - 03.30 Akşam yemeği bitirme - 03.45 İki blok ötedeki adım atılacak yer olmayan sokağa varma - 04.00 Gece hayatına başlama... Montevideo şu ana kadar gördüğüm en renkli gece hayatına sahip yerlerden biri. 04.30'da ayrıldığımızda her yer hala tıklım tıklım doluydu, alkol duvarına çarpıp kafa gözü patlatmış gençler etrafta şuursuzca dolanıyordu... Yolu düşenlere: Caddenin ismi Bartolome Mitre.
-Ne geceydi ama- diyerek uyandığımızda ise sokağa çıkma yasağı olduğu görüntüsü veren sokaklarla karşılaştık. Pazar günü olması sebebiyle tüm dükkanlar kapalı, in cip top oynuyor. Yalnızca deniz kenarına yakın plajlarda hereket var. Bir de Mercado del Puerto'da. (Liman Pazarı) Dizi dizi ocakbaşları kurulmuş, yığınsal bazda hazırlanan etler afiyetle tüketiliyor. Sakatat türevi etler de pek moda.
Arjantin'de sevilen, ellerden düşmeyen "mate" burada saplantı ve hastalık boyutuna varmış. Karşıdan bir elinde baston diğer elinde mate zar zor yürüyen yaşlı teyze geçtikten sonra genç bir çift geliyor. Elele tutuşmuşlar, erkek boşta kalan kolunun altına termos yerleştirmiş, kız boşta kalan eliyle matesini çekiyor. Gözyaşartıcı bir mate romansı yaşanıyor. Bir bakıyorsunuz, arkadan hızla gelen adamın eli boş! Şaşırmamak elde değil. Ama, biliyorsunuz ki o da hızlı adımlarla evine ya da işine ulaşıp matesine kavuşacak, ona sarıldıktan sonra içme seansı başlayacak.
Dolayısıyla, Uruguay'ın neden adının sanının duyulmadığı anlaşıldı. Çünkü hepsi mate müptelası, gözleri başka bir şey görmüyor. Mateyi kenara koyduktan sonra muassır medeniyetler seviyesine ulaşmamaları için hiçbir sebep yok...
Kısa Uruguay gezisinden sonra Brezilya macerası başladı.

(UYARI: Resim aciklamalarinin Firefox Mozilla'da cikmadigi uyarisi geldi. Ben siteyi Internet Explorer 6'ya uygun sekilde tasarladim. En iyi performans icin IE6 kullaniniz.)

Colonia del Sacramento evleri - 1 Colonia del Sacramento evleri - 2 Plaza Independencia - Montevideo
Ben ve Seref - Montevideo Uruguay Budizmi Ocakbasi - Montevideo (Seref) Mercade del Puerto (Seref)
Mate - 1 (Direnise ve dayanismaya cagiran heyecanli delikanliya amcanin cevabi) Mate - 2 (Yaslilar pazar keyfinde) Mate - 3 (Latin guzeli) (Seref)

Florianópolis - Brezilya

Etiketler: