28 Temmuz 2007

Değerlendirme: Arjantin - Uruguay - Şili

TangoSeyahatimin en uzun süresinin geçtiği G. Amerika'yı 4 ana bölgeye ayırmak mümkün:
a) Akdeniz ülkesine benzergiller: Arjantin, Şili, Uruguay, Paraguay
b) Nevi şahsına münhasır: Brezilya
c) İnka çocukları: Bolivya, Peru, Ekvador
d) Karışık ırklı salsa-severler: Kolombiya, Venezuela (ve hatta lokasyon olarak uzak olsa da kültürel anlamda yakınlığıyla Küba)
Bu gruplar niçin gereksiz yere ülkelere bölünmüştür, dini dili geçmişi bir olan -örneğin- Uruguay'la Arjantin niçin beraber değildir, Bolivar'ın zamanında aynı ülkeye (Gran Colombia) dahil ettiği birbirinin kopyası Kolombiya ve Venezuela hangi akla hizmet sonradan ayrılmıştır - gibi sorular insanın zihninde yankılanıp duruyor. İlk grupla başlayalım...

Arjantin
"Bir Türk olarak doğmasaydın, nereli olmak isterdin?" sorusuna bundan sonra böyle gönül rahatlığıyla verebileceğim bir cevabım var: Arjantin.
Adı güzel - kendi güzel Tierra del Fuego'dan yola çıkan, Patagonya'da mavinin kırmızıyla ahenkle dans ettiği günbatımlarını izleyen, Moreno Buzulu'nda masif büyüklükte buzların yeri görü inlettikten sonra kırılıp suya gömülmelerini gören, yolda yürürken sağlı sollu geçen Miss Argentina'lara selam eden (erkek eşraftan sıklıkla aldığım soru olan "En güzel kızlar neredeydi?" sorusuna da cevabımdır; Venezuela mı, geçiniz efendim geçiniz), Buenos Aires'de geceyarısından sabahlara dek süren tango partilerine katılan, Iguazu'nun nadide güzelliğine iç geçirerek bakabilen bir kişinin gözü açık gitmez.
(Eşsiz Patagonya doğasını yakinen görmek isteyenlere, birkaç gün önce TV'de izlediğim, dünyanın diğer ucundaki yaşamların da buradakilere ne kadar benzediğini usta bir dille anlatan Arjantin Hikayeleri filmini önermek isterim. - Fragman)
(****½)

Uruguay
Aslında, Uruguay için farklı bir konu başlığı açmak bile abesle iştigal. Uruguay'ı ve Arjantin'i ayıran yegane şey Montevideo ile Buenos Aires arasındaki Río de la Plata Nehri. Bir de, eti ve mateyi Arjantinliler'in sevdiğinden bile daha çok sevmeleri. Hepsi bu...
(***)

Şili
Sanmayın ki dünyada yalnızca biz "Havasına, suyuna, taşına, toğrağına; bin can feda bir tek dostuma" megalomanlığı içindeyiz. Her ülke, kendisinin dünyanın en güzel ülkesi olduğunu iddia ediyor. Havaalanlarında, sınır kapılarında, devlet ofislerinde ülkelerinin en güzel noktaları fotoğraflarla sergileniyor, iç reklam durumu hiç eksik olmuyor. Ancak, bu işi en abartan ülke sanırım Şili...
Ülkelerinde gerçekten de buzuldan çöle, dağdan göle her tür doğa oluşumu mevcut. Gerçi, kuzey-güney arası 4630 km olunca (mukayese: Hartum-Sudan'dan St. Petersburg-Rusya'ya) her iklime sahip olmaları gayet doğal, çok da böbürlenecek bir durum yok. Standart bir başkent diyebileceğimiz Santiago'dan sonra dünyanın en uzak yeri - gizemler diyarı Paskalya Adası'nı, Patagonya'nın belki de en güzel yeri olan Torres del Paine'yi ve dünyanın en kurak yeri Atacama Çölü'nü görmüştüm.
Daha göremediğim onca yeri de hesaba katarsak adamların böbürlenmesi gayet yerinde belki de...
(***½)

Moai Penguenler ile Ushuaia'da Torres del Paine Iguazu Şelaleri

İzmir

Etiketler: , ,

18 Mart 2007

Çöl

Ay Vadisi-1 Atacama Çölü'nde, dünyanın en kurak yerindeyim. Bölgedeki yegane yerleşim alanı San Pedro de Atacama'nın yağış ortalaması 20 mm/yıl. Az batıdaki bir bölgeye 50 yıldır yağmur yağmamış. (Mukayese gerekirse, İzmir'den ayrılmamdan önce, göğün delindiği 28 Eylul 2006 günü şehre 145 mm/gün yağış düşmüştü. Muson alan yerlere 1000 mm/gün’e yakin yağış düştüğü biliniyor. Bombay-28.07.2005-944 mm/gün) Hava da doğal olarak inanılmaz derecede kuru. Eller, dudaklar nemlenmek bilmiyor. Bu da yetmezmiş gibi 2500 m'lik yükseklik nefes almayı daha da güçleştiriyor. Salta'dan gelirken, otobüsün 5000 m'ye çıktığı anda boğulacak gibi olduğumu itiraf etmeliyim. Bu gündüz karabasanını ekarte etmek için uzun uzun nefes almak bile pek işe yaramıyor.
San Pedro, daha önce madencilerin uğradığı bir köyken, çölün popüler olmasıyla turistik bir hal almış. Şu an kasabanın tümü turizmle geçiniyor. Ancak, "çöldesin, bunu bulduğunu şükret" mentalitesi çerçevesinde fiyatlar da almış başını yürümüş. Buna bir diyeceğim yok. Ancak, restoranların siestaya girip akşam 6'ya kadar kapalı olması, garsonların binbir naz ile servis yapması oldukça can sıkıcı. Bir taş atma, kol yorma hadisesi mevzubahis değilken, turistler sayesinde paraya para denmezken; bu ne densizliktir, bu ne tok satıcılıktır... Tabii her şeyin bir çözümü var. Ana caddenin birkaç sokak paraleline gidildiğinde, yerel halkın gittiği ucuz, sürekli açık, yerel yemeklerin afiyetle yeneceği lokantaları bulmak mümkün. Her yerde olduğu gibi, bu kural burada da geçerli...
Günlük turlarla, yakınlardaki Ay Vadisi'ne (Valle de la Luna) ve Tatio Gayzerleri'ne gittim. Ay ve komşusu Mars Vadisi garip kaya formasyonlarıyla gerçekten de dünya dışı bir görüntü sunuyor. Gündoğumunu (yine!) seyretmek uğruna sabahın 3.30'unda kalktığım Tatio Gayzerleri ise diğer tüm olumsuzlukları bir kerede sildi attı, iyi ki buraya gelmişim dedirtti. Topu topu 500 m aşağıdaki magmanın kaynattığı sular adımbaşı bir delikten fışkırıyor, devasa boyutlardaki buhar bulutları havaya karışıp gidiyor.
Dünyanın en büyük tuz gölü Salar de Uyuni'yi görmek için yarın Bolivya'ya doğru yola çıkıyorum...

Salta-Atacama Yolu Licancabur-5916m (Mevcut rakim: 5000m) San Pedro sokagi Pukhara
Mars Vadisi Uc Meryem Ay Vadisi-2 Ay Vadisi-3
Ay Vadisi-4 Tatio Gayzerleri-1 Tatio Gayzerleri-2 Tatio Gayzerleri-3
Yore Kilisesi Gayzerde

San Pedro de Atacama - Şili

Etiketler:

05 Şubat 2007

Patagonya ve düşündürdükleri

Moreno Buzulu - 1Bu yazının uzun olacağını hissediyorum. 33 saatlik Calafate-Bariloche yolculuğunda, bölgede yaptığım günlük gezilerde kafamda bol miktarda düşünce oluştu. Korkarım, az sonra hepsi dile gelecek.
ilkin, şunu söylemek isterim: Ben, Arjantin'i seviyorum. Sıcakkanlı, güleryüzlü, içten, bize benzeyen insanını seviyorum. Gölüyle, dağıyla, buzuluyla zengin coğrafyasını seviyorum. Futbolunu seviyorum. İnsanının futbolu bu denli sevmesini seviyorum. Futbolda bu kadar iddialılarken, gidip bir de üstüne basketbolda dünya şampiyonu olmalarını seviyorum. -Lafı hiç gevelemeyeceğim- kızları çok güzel, kızlarını seviyorum. Lezzetli yemeklerini seviyorum. Özetle, bu ülke, çok güzel bir ülke...
Şili insanıyla Arjantin insanı arasında gözle görülür bir fark yok. Dili, dini, ırkı aynı olan insan grupları nasıl farklı olabilir ki? Kendileri her ne kadar farklı geçmişleri olduğunu, dolayısıyla farklı olduklarını iddia etseler de, kanımca, Şili ve Arjantin'i And Dağları'ndan başka ayıran bir şey yok. İki ülke arasında sınır sembolik olmaktan öteye gitmiyor. Bir ülkeden diğer ülkeye atlayıp duruyoruz. Son 2 hafta içerisinde pasaportuma 11 adet Şili ve Arjantin damgası vuruldu. "Vize tatbik edilemez" sayfaları dahil dolmak üzere olan ve can çekişen pasaportum hepten sıkıntı çeker oldu. Sağolsunlar, iki ülke de vize istemiyor da işimiz kolaylaşıyor. Biz, dilini anlamadığımız etmediğimiz, bize vize uygulama densizliğini gösteren menim yahşi Azerbaycan'ımı bile kardeş belledikten sonra, bu ülkelerin -biz farklıyız- demesi inandırıcılıktan uzak kalıyor.
İnsanın içtenliğine örnekler: 1- Arjantin'e ilk ayak basışım. Ushuaia Havaalanı. Taksiyle şehir merkezine indim. Şöför, para üstünü denkleştiremeyince hiç düşünmeden "Canın sağolsun arkadaşım, bu da bizden olsun"un ispanyolcasını söyleyerek uzaklaşıyordu ki koştum ardından. Zor zahmet tel numarası alındı, teşekkür edildi, sonra para ödendi. 2- Rio Gallegos'ta aktarma yaparken, hülyalar aleminde geziniyor olmalıyım ki Lonely Planet'imi seyahat acentasının ofisinde masada bırakıp çıkmışım. 300 km ötede Calafate'de durumu fark etmeme müteakip bol miktarda soğuk su tüketimim oldu. 5 gün sonra aynı şehirden aktarma yapınca, bir şans denemesi yapıp yüzlerce kişinin cirit attığı ofise gidip durumu anlattım. Kitabı dolapta saklamışlar. Sevinildi, kitaba sarınıldı, teşekkür edildi. 3- Dün akşam, yemek için gittiğim restoranda bir koşu lavaboya gittiğimde ca'nım fotoğraf makinemi masada unuttuğumu fark ettim. Olaydan 30 sn sonra masaya vardığımda baktım, makinenin yerinde yeller esmekte. Yutkundum. Sonradan anlaşıldı ki garson kız unutulduğu düşüncesiyle hemen sağlama almış. "Burada olduğunuzu fark etmedim, çok özür dilerim"in ispanyolcasına karşılık "Olur mu, ne kadar iyi yapmışsın"ın ingilizcesi söylendi, teşekkür edildi.
Lonely Planet'tan söz açılmışken, gezmeye niyetlenenlere rehber kitaplar konusundaki fikirlerimi aktarayım. LP en popüler seri. Ben de genelde LP kullanıyorum. Japonya'da Rough Guide aldım, ancak hiç memnun kalmadım. LP'den sonra Let's Go serisini öneririm. Avrupa kentlerine yapılacak kısa seyahatler için ise Eye Witness ve Türkçe'leştirilmiş hali (amblemi göz olan beyaz kapaklı, renkli sayfalı seri) daha makul olabilir. Turizm Bilgilendirme Servisleri'nin iyi olduğu gelişmiş ülkelerde kitaba çok da ihtiyaç duymadım. Avustralya ve Yeni Zellanda'da hiçCuerno Principal - Torres Del Paine (Sili) kullanmadım desem, yeridir. Ancak, örneğin Hindistan'da kitabım olmasaydı muhtemelen hala beni kazıklamaya çalışan güruhtan kaçarak yol bulmaya çalışıyor olurdum. Tavsiyem, kitabın edinilmesi, ancak yalnızca zorda kalınca başvurulması. Aksi takdirde, herkes LP'ın çizdiği yoldan ilerleyip standardize edilmiş yolculuklar yaşıyor.
Patagonya'nın güzelliklerine gelince... Calafate'de ilk günümde yalnızca Arjantin'in ve G. Amerika'nın değil, belki de dünyanın en güzel mekanlarından Perito Moreno Buzulu'ndaydım. Ya Rabbi! Bu ne güzellik! İnanılası bir şey değil, burası derhal İnanç Dünyası'nın jeneriğine dahil edilmeli. 2 km eninde, 10 km uzunluğunda ve 60 m yüksekliğinde bir buz deryası. Basınçtan dolayı yer yer cam mavisi renge bürünüyor. Yaklaşık her 5-10 dakikada bir masif ölçülerde bir buz kütlesi, gökgürültüsü ve şimşek çakmasına benzer hayranlık uyandırıcı bir ses çıkarıp gölün içine gömülüyor. Benim de dahil olduğum turist grubu ise kameralarla, fotoğraf makineleriyle bu anları yakalamaya çalışıyor. Bu saniyelik olayı yakalayanlar seviniyor, yakalayamayanlar sonraki için nöbet pozisyonuna geçiyor. Sürekli yıkıldığına üzülmemeli. Nitekim, burası dünyanın büyüyen nadir buzullarından biri.

Perito Moreno Buzulu'nda guzel bir kirilma ani - Film (Miguel4 - Youtube)

Sonraki gün, 100 km ötedeki El Chalten'e gittim. Gayem güzeller güzeli Fitz Roy Dağı'nı görmekti. Trekking yolunun başında şöyle bir yazı: "Yolda pumalar vardır. Karşılaşırsanız şanslısınız! Olası bir tatsızlık yaşamamak için, kollarınızı kaldırın, yüksek sesle bağırın. Hayvan ürker, kaçar." Aklınızda bulunsun. Elleri açıp büyük görünüyoruz, sonra höykürüyoruz. Şanssızdım, puma göremedim! Ancak, puma görme olasılığından da düşük ihtimalli bir karşılaşma gerçekleşti. Dağ başında bir değil iki Türk gördüm! Billur Marmaris'li, Banu ise İstanbul'lu. Lafladık, memleket hasreti giderdik. Kendileriyle Buenos Aires'te bir daha görüşmeyi umut ediyorum. Düşük olasılıklı bu karşılaşmadan sonra, Himalayalar dahil yolculuğun en olumsuz hava koşullarında (Sıcaklık: 10 ºC - Rüzgar: 70 km/s - Yağış: Sağanak yağmur - Özet: Hasta olmak için birebir) tepedeki göle vardım. Ancak, Fujiyama'dan sonra Fitz Roy da bana güzel yüzünü göstermekten imtina etti. Yoğun sisten bir şey göremeden aşağı indim, Türk arkadaşlarımla sohbete daldım.
Son gün, günübirlik Şili'ye, Torres del Paine'ye gittim. Engin dağlar, göller, huzur verici bir doğa güzelliği. Buranın "W" denen trekking güzergahı oldukça popüler. Ancak, zaman kısıtlılığı ve biraz da üşengeçlik sonucunda günlük, otobüslü turu tercih ettim.
33 saatlik, ama, gerek ardı ardına koyulan filmler, gerekse pencereden izlenen manzara sayesinde hiç de sıkmayan yolculukla Bariloche'ye geldim. Burası, Göller Bölgesi ismi verilen başka bir doğa harikasının en büyük kenti. Göl kenarındaki güzel şehirden başlayan Küçük Tur (Circuito Chico) ve Büyük Tur (Circuito Grande) en çok tercih edilen günlük geziler. İrili ufaklı birçok göl var. En büyüğü Lago Nahuel Huapi. Ancak, benim favorim kuzeydeki Lago Traful.
Tahmin ettiğim üzere, uzun bir yazı oldu. Kafamda kurduğum ve burada yazamadığım birçok şeyi, yazmaktan yorulmamdan dolayı Türkiye'de yapılacak yüzyüze görüşmelere ve bundan sonraki yazılarıma bırakıyorum. Bir sonraki sefer, Buenos Aires'ten seslenmek üzere şimdilik... Adios Muchachos!

Moreno Buzulu - 2 (Yikilma Ani) Moreno Buzulu - 3 Genel Patagonya Cografyasi Anne daglarda - El Chalten daglari (Sende akil fikir yok mu, ne isin var daglarda diyenlere cevaben: Buz gibi hava - Sirtta 10 kg canta - Elde cocuk)
El Chalten Uysal hayvan guanako - Torres del Paine (Sili) Uyuz hayvan gri tilki - Torres del Paine (Sili) Rio Paine - Torres del Paine (Sili)
Lago Pehoe - Torres del Paine (Sili) Kilisede aksam ayini - Bariloche Aksam eglencesini izleyen cocuklar - Bariloche Sokak tangosu- Bariloche
Hotel LLao Llao - Circuito Chico - Bariloche Lago Traful - Circuito Grande - Bariloche

Bariloche - Arjantin

Etiketler: ,

24 Ocak 2007

Muammalar diyarı: Paskalya Adası

Rano Kau - Tum moailerin yapıldığı yer Bağlı olduğu Şili'nin Valparaiso iline 3700 km, kendisine en yakın kara parçası olan Pitcairn Adası'na (o da 50 kişinin yaşadığı minicik bir ada) 1900 km uzaklıkta, dünyada olup "dünya"ya en uzak duran yer Paskalya Adası.
Bu adanın ana özelliği, bilindiği üzere, adanın çeşitli yerlerine dağılmış, kafadan ibaret heykeller. Moai denen bu kafasal heykeller "ahu" denen platformların üzerinde duruyor. 1000'e yakın maoi adanın dört bir tarafına dağılmış durumda. Ancak üzücüdür ki çoğu 9.5 (!) richter'lik 1960 Şili Depremi ile oluşan tsunami sonucunda burun üstü çakılmışlar. Ama, ayakta duran heykeller güzellikleriyle insanı hayran bırakmaya yetip de artıyor bile.
Alacakaranlık Kuşağı havası estiren soruları şöyle özetlemek mümkün:
a- Karbon 14 metodu ile MS 1000 yıllarında yapıldığı saptanan ve ortalama 10 ton çeken bu heykeller teknik imkanlar kısıtlıyken, safi beden gücüyle kilometrelerce nasıl taşındı? Ahu Te Ko Riku
b- Şimdi bile gitmesi bir dert olan bu alakasız adaya yüzyıllar öncesi koca bir kavim nasıl geldi?
c- 1722 yılında adayı bir paskalya günü keşfeden (bkz. ada ismi!) Hollandalı kaptan karşılaştığı yerel halkı aşırı derecede ilkel, cahil cühela olarak tanımlamış notlarında. Böylesine ilkel bir halk, bir de bunun 700 sene öncesinde o heykelleri nasıl yonttu da nasıl taşıdı, niye taşıdı, vb...
a'-Taşınma konusuna bir cevap bulmak mümkün. Gemileri bile karadan yürütmüş bir soydan gelen birisi olarak diğer turistlerin şaşkınlığına katılamıyorum maalesef. Nitekim, kafayı bu konuda yormuş Pavel Pavel isimli Çek bir zat benzer düzeneği kurmuş ve o günün şartlarında sözkonusu taşımanın mümkün olduğunu kanıtlamış.
b'-Rapa Nui yerlileri, Maoriler, Tahitililer, Hawaililer'le aynı kökenden geliyor. Polinezyalı olarak tanımlanan ırkın yüzyılar öncesi GD Asya'dan geldiği iddia ediliyor. Ancak, başka bir görüş bu adaların kayıp kıta Mu'nun tepeleri olduğunu savunmakta. Açıkcası, binlerce yıl önce tahtadan gemilerle Tayland civarlarından kalkıp buralara gelinmesi pek de mantıklı gelmiyor bana. Mu tezini de hemen kabul etmek mümkün değil. Ben burada muamma bölgesinde kalmayı tercih ediyorum.
c'-Son soru ise gerçekten en enteresanı. Son araştırmalar*, başka bir kavmin bir anda gelip heykelleri yaptıktan sonra çekip gittiği yönünde. Ancak, bu da anlamsız. Burada da muamma tercihimi kullanıyorum.
Ancak sanmayın ki bu sorular içinde kayboldum, ne yapacağımı bilemez şekilde Pasifik kenarında öylece ufka bakakaldım. Hiç de değil. Pasifik halk ezgileri eşliğinde bol malzemeli Latin Amerika çiğböreği empanadas'ımı yedim, surf yapan yöre gençliğini izledim, bir scooter kiralayıp adayı turladım, vb.
Az sonra kalkacak uçağımla G. Amerika'nın en güneyine, Ushuaia'ya "ineceğim". Ve 4 ay sürecek kuzeye tırmanış başlayacak.

Pasifik ve sonsuz ufuk Ahu Akivi Restorandan deniz Günbatımı-1
Rapa Nui'li çocuklar Devrilmiş moailer Ahu Tongariki Her yere uzak
Rano Kau - Krater Ben - Ahu Akivi Günbatımı-2

Comodoro Arturo Merino Benítez Havaalanı - Santiago - Şili

Etiketler:

21 Ocak 2007

Latin Amerika'ya başlarken: Santiago de Chile

Heykel - Plaza de ArmasAuckland-Santiago uçuşu, 11 saatlik uzun bir yolculuk olmasının yanısıra tarih çizgisini geçmem münasebetiyle bir nevi zamanda da yolculuk oldu benim için. (Biniş: 15.01.2007 20:00, İniş 15.01.2007 16:00) Bu uzun uçuş sonucunda bedende derman kalmamasının üstüne sırt çantamın 10.000 km ötedeki bir kıtada kaybolmuş olması sıkıntının üstüne tuz biber oldu. Neyse ki 2 gün sonra kavuştum kendisine.
Gelirken 8 saatlik zaman farkından dolayı jetlag yaşama olasılığına karşı endişeliydim. Ancak, üniversite yurdunda, akşam çayının yanında bir el king atalım diye oturup 10 el sonrası sabahı eden, kahvaltısını yapıp aynen 8.40'ına giden ya da 15.40 dersinden sonra akşam yemeğine kadar kestireyim diye yatıp diğer günün sabahında kalkan bir neslin evladı olarak jetlag denilen olguyla tanışma fırsatım olmadı, kendisini size tanıtamayacağım.
Santiago, 5000 km uzunluğunda, 200 km eninde yılan gibi garip bir şekli olan Şili'nin başkenti. Çok özellikli bir şehir değil, ancak ben pek sevdim. Sanıyorum İzmir'li olmamdan kaynaklanan bir şey. İzmir'de de Saat Kulesi gibi ufak tefek bir simge ve Kordon gibi farklı sayılabilecek bir mekandan başka akılda kalıcı çok fazla spot nokta yoktur. Ama İzmirliler İzmir için -sebebini ben de net olarak tanımlayamasam da- yanıp tutuşurlar. Diğer şehirdekiler de bu İzmir aşkının nereden kaynaklandığını anlamaz, İzmirliler'in bu şovenistliğine sinir olup dururlar. Santiago'nun da böyle bir havası var. Tepesinde büyükçe bir Meryem Ana heykeli bulunan ve funicular denilen eski tür bir tramvayla çıkılan Cerro San Cristobal ve büyük meydan Plaza de Armas'daki Santiago Katedrali'nden başka akılda kalıcı bir nokta yok. Ama, akıp giden hayat insanı etkiliyor.Santiago Katedrali - Plaza de Armas
Aslına bakılırsa, yaşam Türkiye'dekinden çok farklı değil. Dil ve din haricinde herşey aynı diyebilirim. Çehreler, mimikler, trafik, yollar, herşey... G. Amerika insanı ve Türk insanı birbirine inanılmaz derecede benziyor. İnsanlar benim yabancı olabileceğime ihtimal vermeyip İspanyolca bir şeyler söylüyorlar. İngilizce olarak onları anlamadığımı söyleyince, yüzüme ifadesizce bakıyorlar. "Allah'ın Şililisi neden İngilizce konuşuyor ki" diye düşünüyorlar olsa gerek.
Barrio Bellavista denen gece hayatının hareketli olduğu semtte, İstanbul adlı bir restoran bulunca çok sevindim. Menüde baklava, türk çayı gibi unsurlar görünce sevincim daha da arttı. Ancak, ant olsun, bir daha Türkiye dışında Türk yemeği yemeyeceğim. İnsanı Türk yemeklerinden soğutacaklar. (Melbourne'ü hariç tutuyorum.) Baklavanın (o da baklava değil) yanına şeftali, armut koyulur mu? İnce bellide gelmesi beklenen çay, metal çaydanlığa poşet sallanmış içine de elma atılmış halde getirilir mi? Getirilmemeli. Buradaki garson oğlan da baktım ki beni gösteriyor, sonra yüzünü işaret ediyor, sağ sol yumruk çıkarıp bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Anladım ki ben Şilili bir boksöre çok benziyormuşum, onu anlatıyor. "Sağım öldürür, solum süründürür"ün İspanyolca'sını bilmediğimden diyaloğa şekil veremedim, Japon usulü haa hoo diyerek baklavamsımı ve çayımsımı tükettim.
Günübirlik Valparaiso ve Vina del Mar'a gittim. Santiago'nun 100 km ötesinde deniz kenarındaki bu yerlere giderken cennetsel yerler bekliyordum ki bir miktar hayalkırıklığı oldu. Valparaiso güzel bir kent olma şansını, şehirle deniz arasına yapılmış, şehre boydan boya bir duvar ören liman yüzünden kaybetmiş. Asırlık asansörler, pastel renkli evler güzel hoş ama, liman tüm çirkinliğiyle önünüzde. "Başka liman yapacak yer bulamadınız mı" diyesi geliyor insanın. Ayrıca, Kordon'a otoban yapılmasını engelleyerek ne denli doğru bir iş yaptığımızı da bilfiil görmüş oldum. Vina del Mar, boydan boya kumsal, sıcak yaz gününde serinlemek için birebir, hareketli bir yer. Valparaiso'nun denize kavuştuğu yer.
3.5 günlük Santiago-Valparaiso macerasından sonra 2 gündür Rapa Nui'deyim. (Paskalya Adası) Koca kafalı heykeller içinde gezinip duruyorum.

(Not: Turkiye'de olan biteni gazetelerin websitelerinden takip ediyorum. Hrant Dink suikastini de buradayken ogrendim. Bir kisinin fikirleri yuzunden oldurulmesi konusunu gerilerde biraktigimizi sanirken yine ayni senaryoyla karsilasmak uzucu. Boyle bir olay karsisinda silahi ceken o cocuga, kendilerince kahramanlik yapan - geregini yerine getiren azmettiricilerine ofke duymamak elde degil. "Fikirlerine katilinir-katilinmaz" savunmasiz bir kisiyi korkakca arkasindan vurduklari icin, Turkiye'ye nefretlerini kusmak icin firsat kollayan akbabalara koz verdikleri ve bu sebeple ulkemize yapilabilecek en buyuk kotulugu yaptiklari icin - ofke duyuyorum. Merhuma tanridan rahmet dilerim.)

Alameda Caddesi Şili'ye ozgu Pembe Flamingo - Hayvanat Bahcesi - Zoologica Meryem Ana - Cerro San Cristobal Havuz - Parque Metropolitana
Valparaiso evleri Vina del Mar kumsali

Rapa Nui (Isla de Pascua - Paskalya Adası) - Şili

Etiketler: