14 Ağustos 2007

Değerlendirme: Bolivya & Peru & Ekvador

Street Scene, Lima Peru (Wilfredo Castelo Luza 1954- ) İnka İmparatorluğu'nun uzantısı bu 3 ülkeyi bölmeden değerlendirme eğilimindeyim. İnka zamanında beraberce mutlu mesut yaşayan, İspanyol mezaliminden sonra darmaduman olup ayrılmak zorunda kalan bu güzel insanları varalım burada bir tutalım.
Bu komik şapkalı teyzeler, püsküllü bereli amcalar, lamalar diyarlarının dili, dini, tarihi de bir. Hikaye kısaca şöyle: İnka vaktinde, Pizarro gelip yerel halkın çoğunu kılıçtan geçiriyor. Sonrasında halk can korkusuyla asimile oluyor. Dilini (=Quechua, Aymara) ve dinini unutuyor. İspanyolca konuşmaya başlıyor, katolik oluyor. İspanyollar tarafından farklı bölgelere bölünüyorlar ve yüzyıllarca sömürüldükten sonra Venezuela'lı kurtarıcı (=gözünü sevdiğimin libertador'u) Simon Bolivar tarafından kurtarılıyorlar. Müteşekkirlik babında:
a- Üst Peru'ya "Boliv"ar sevdasına "Boliv"ya ismi veriliyor.
b- Bolivya'nın başkentine Bolivar'ın en önemli komutanı Sucre'nin ismi veriliyor.
c-Ekvador'un para birimi yine Sucre oluyor. (şimdi USD)
d- Her üç ülkenin de ilk başkanı Bolivar oluyor.
Ama enteresan şekilde, Peru Pizarro'yu resmi olarak ülkenin kurucusu sayıyor. Bu katilin resimlerini sağa sola asıyorlar. Halk kendisinden yokedici (=destructor) diye bahsetse de garip bir resmi tarih dayatması!
Lamalar ve diğer lamagiller, garip kafa giysileri elbette gezinin her an her saniyesinde yer alıyordu. Diğer akılda kalanlar ise: Tüm dünya gezimin en güzel sürprizi Salar de Uyuni (gitmeden önce adını sanını duymama cehaletinin de yarattığı müthiş etkiyle), La Paz - Ölüm Yolu'nda bisikletle 4 saatte inilen 4000m ve katedilen 67 km (=tam gaz adrenalin), dünyanın tepesindeki göl Titicaca, her ne kadar beni Angkor Wat kadar etkilemediyse de Machu Picchu, hayret uyandırıcı Nazca çizgileri ve neredeyse tüm ekvator üzerinde hak iddia etmeye çalışan ekvatorsever Ekvador'lular...
Bu 3 ülke, yerli ve tarihsel Güney Amerika'yı en iyi temsil eden ülkelerdi...
(****)

Lama Gezi arkadaşlarımla - Salar de Uyuni (Bolivya) Titicaca Gölü (Bolivya) Machu Picchu (Peru)

İzmir

Etiketler: , ,

01 Nisan 2007

Su: Titicaca

Golu izlerken - CopacabanaYaklaşık bir ay kadar önce Natal'da veda ettiğim suya Titicaca Gölü'nde tekrar kavuştum. Bir İzmir'li olarak, deniz olsun göl olsun, uzun süre su görmezsem rahat edemiyorum. Nihayet, Titicaca Gölü gibi suyun en güzel örneklerinden birini gördüm de yüreğime su serpildi.
Titicaca Gölü, Peru ile Bolivya arasında yer alan ve 3820 m yüksekliğiyle dünyanın -üzerinde yolculuk yapılabilen- en yüksek gölü. La Paz'dan Bolivya tarafındaki Copacabana'ya (Rio'dakiyle ilgisi yok elbet) geldim. Rivayet odur ki, İnka medeniyeti, Copacabana açıklarındaki Isla del Sol (Güneş Adası) üzerinde bulunan bir büyükçe kayadan türemiş. Bu kayanın pumaya benzediği söyleniyor. Nitekim, Titicaca yerel Aymara dilinde "Puma Kayası" manasına geliyor. Ancak, ben kayayı kayadan başka bir şeye benzetemediğim için resmini yayınlamıyorum.
Peru tarafındaki Puno'da ise insan yapımı yüzen adalar meşhur. Yüzyıllar önce sazları ve köklerini birleştirip üzerlerinde yaşamaya başlayan yerlilerin asıl gayesi besine yani balığa daha yakın olmakmış, ama görünen o ki asıl gaye artık turizm olmuş çıkmış. Turist teknesi gelince eller kollar sallanıyor, hediyelik standları açılıyor, el kadar çocuklar İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca ve tabii ki İbranice şarkılar okuyup turist abi ve ablalarının sempatisini kazanıyor, böylelikle ekmek parası çıkarılıyor. Ama ben yine de kendilerini buz gibi havada su üzerinde yaşamaktan daha mantıklı uğraşlara davet ediyorum.
9 ay boyunca soğuk yer görmeden yurda dönme planlarım burada çaktı. Hava buz gibi. Gündüz 10ºC, gece sıfırın altına iniyor. Her 200 m'de hava sıcaklığının 1ºC düştüğünü düşünürsek (bkz. ilkokul 3.sınıf fen bilgisi) deniz seviyesinin 19ºC altında gidiyoruz ki bu da gayet normal. Ama bu ilmi açıklama, tabii ki bedeni ısıtmıyor, sıkıntıyı gidermiyor. Komik şapkaların erkek versiyonundan aldım, ama o da kar etmedi. Üşütüp hasta olmazsam, gezinin en nadide noktalarından biri olana Macchu Picchu'yu görmek üzere Cusco'ya doğru yola çıkıyorum.

Katedral onu dilenciler - Copacabana Balik hazirligi - Isla del Sol Okula giderken - Isle del Sol Gunbatimi - Copacabana
Saz ekibi katedral onunde - Puno Sokak - Puno Yasli - Yuzen adalar - Puno Hediyelik esya - Yuzen adalar - Puno
Kurekci - Yuzen adalar - Puno Iki cocuk - Yuzen adalar - Puno

Puno - Peru

Etiketler: ,

30 Mart 2007

La Paz ve dolayları

La Paz'ın enteresan bir coğrafyası var. Kayalık koca dağların arasındaki bir çukura kurulmuş, çanak gibi bir yer. Çukur demem yanıltmasın, rakım 3660 m. Dolayısıyla, şehri çevreleyen ve daha çok gecekonduları barındıran dağlar 4000 m'nin üzerinde bulunuyor. Nitekim, La Paz dünyanın en yüksek başkenti. Resmi başkent güneydeki Sucre olsa da nedendir bilinmez (daha doğrusu nedenini ben öğrenemedim) büyükelçilikler, resmi kurumlar gelip La Paz'a yerleşmişler. Böylelikle, şehir de facto biçimde başkent olmuş çıkmış.
La Paz tipik bir büyük şehir. Takım elbiseli iş adamları hızlı adımlarla işyerlerine gidiyor, üniversite gençliği sinema önünde hangi filme gideceklerini tartışıyor, ufaklıklar annelerini yalvar yakar Burger King'e sürüklüyor, trafik zar zor ilerliyor, vb... Şehrin öyle aman aman vurucu bir noktası yok, ama yine de kendisini sevdirmesini biliyor. Özellikle, San Francisco Kilisesi ve çevresi komik şapkalı şişman teyzeleriyle, ucuz DVD'ci ve CD'cileriyle, lezzetli salteñacılarıyla (empanadanın Bolivya usulü), tüm dünyadan gelmiş gezginleriyle capcanlı bir bölge.
Fiyatlar inanılmaz derecede ucuz. Birkaç örnek: a) Aile lokantasında set öğle yemeği (Etli sebze çorbası, salata, pilav üstü köfte, buralarda pek sevilen - ellerden düşmeyen meyveli jöle) = 8 Bolivianos = 1.4 YTL - b) Alsancak benzeri bir alanda gayet nezih bir kafede cappucino = 4 Bolivianos = 0.7 YTL - c) TV'li, banyolu, tertemiz 3 yıldızlı otel = 40 Bolivianos = 7 YTL ... Fiyatlar böyle olunca, doğal olarak ucuzsever İsrailliler derhal kolonize olmuşlar, o sevimli (!) dilleriyle kendi aralarında şakıyıp duruyorlar. (Artık ömür boyu İbranice duymasam da olur. Doydum, yetti, yetmekten öte bezdirdi.)
2 gün etrafı kolaçan edip Peru vizemi de hallettikten sonra buraların en ekstrem olayına imza attım: Ölüm Yolu! Yungas Bölgesi'ndeki Coroico'yu La Paz'a bağlayan bu yol dünyanın en tehlikeli yolu olarak geçiyor. Yeni açılan otoyol öncesi tüm araçlar buradan geçiyormuş. Yolun darlığı ve zeminin berbatlığı sayesinde yılda yaklaşık 100-200 kişi burada hayatını yitiriyormuş. Mevzu kısaca şu: 4700 rakıma kadar minibüsle çıkılıyor, dağ bisikletlerine atlanıyor, yeni açılan otoyoldan kamyonların uyarı klaksonları eşliğinde saat 50 km/h hızla aşağı iniliyor, yağmur ve yoğun sis altında patika yola dalınıyor, hız kesilmiyor, çamura bata çıka ilerleniliyor, sis dağılınca ve yağmur kesilince sol taraftaki uçurumun 90º ve 300 m olduğu farkedilip ürperiliyor, ama asla vazgeçilmiyor, geçtiğimiz yıllarda aşağı uçarak vefat edenlerin anısına dikilen haçlar arasında devam ediliyor ve mutlu sona ulaşılıyor. Sonuç: 4 saatte bisikletle 67 km yol katediş, 4700 m'den 1100 m'ye iniş, hafızalarda kalan adrenalin yüklü dakikalar ve nefis manzaralar...
Güzel, ucuz, sevimli ülke Bolivya'daki son durağım Copacabana'ya geldim. Şimdi Titicaca Gölü kenarından günbatımını izlemeye gidiyorum, müsaadenizle...

La Paz'a Bir Bakis Dolmus - La Paz Coroico Yolu - Baslangic Coroico Yolu - Selale
Coroico Yolu - Ucurum (Yardim: Sagdan ikinci kafa) Coroico Yolu - Son kisim Yeni ve eski kusak birarada - San Francisco Meydani Kosebasi sohbeti - La Paz
Jean Caddesi - La Paz Yasli satici - La Paz Cocuk ve Guvercinler - Murillo Meydani - La Paz

Copacabana (Titicaca Golu) - Bolivya

Etiketler:

24 Mart 2007

Tuz ve toz içinde: Bolivya

Tuz işçileri – Salar de UyuniAtacama Çölü'nü tanıma pahasına burun, dudak ne varsa kurutup çatlattıktan sonra Şili'den ayrılıp Bolivya'ya doğru yola koyuldum. Yol denen mefhum bu bölgede henüz bir lüks olarak algılandığı için Uyuni'ye ancak 4x4 ciple gidilebiliyor. İtalyan bir çift (Fernando ve Chiara) ve Sloven iki kızla (Maja ve Nina) beraber 3 gün toz toprağın içinde yol aldıktan sonra Uyuni'ye vardık.
Bol miktarda toz yuttuk ama değdi. Ne yalan söyleyeyim, Bolivya'nın böylesine engin doğal güzelliklere sahip olduğundan bihaberdim. Bu yolculuğu, seyahatimin altı çizilecek bölümlerinden biri olarak not ediyorum. Şili tarafındakilerden altta kalmayacak gayzerleriyle, peribacası misali abuk şekilli kayalarıyla, pembe flamingoların cirit attığı gölleriyle, yol boyunca eksik olmayan lama sürüleriyle ve tabii ki dünyanın en büyük tuz gölü Salar de Uyuni'siyle unutulmaz bir yolculuktu.
Salar de Uyuni 10,500 km²'lik alanı ile dünyanın en büyük tuz gölü. (Mukayese: Van Gölü'nün 3 katı) Su yüksekliği en fazla 5-10 cm olduğu için ciple üzerinde rahatça gidilebiliyor. Böylelikle, insan kendini sonsuz bir beyazlığın içinde uçuyormuş gibi hissediyor. Diğer insanları bilmem, ama şahsen ben öyle hissettim. Gölün ortasındaki bol kaktüslü ada ve safi tuzdan yapılmış otel, yolculuğu çeşitlendiriyor, şenlendiriyor.
Cip görünümlü bir minibüsle yol görünümlü bir patikada ilerleyip yine tozun toprağın içinde Uyuni'den Tupiza'ya vardım. Bu sefer yol arkadaşlarım komik şapkalı Bolivya'lı teyzeler ve yol boyunca karşımda uyuklayıp duran Bolivya'lı "dayı"lardı. Molada inip beraberce Bolivya usulü kahvaltımızı yaptık. (Haşlanmış büyük taneli mısır öbeği üzerine kavrulmuş lama eti + Coca çayı : Ederi = 80 YKr)
Tupiza'nın nesi meşhur diye sorulursa, Butch Cassidy'si ve Sundance Kid'i derim. Bu iki Amerika'lı soyguncu, ABD'den başlattıkları kaçma+soyma eylemini buralara kadar sürdürmüş, ama sonunda yakınlardaki San Vincente köyünde vurulmuşlar. Raindrops Keep Falling On My Head adlı güzide şarkıyı barındıran filmi ünlüdür. Ne var ki, San Vincente'ye araç bulup gidemeyince kendilerinin vurulduğu mekanı ve mezarlarını göremedim. Böylelikle, "Nasip değilmiş" bölümüne bir çentik daha atmış oldum. Ben de daha çok zıpır İngiliz gençler için planlanan, dolayısıyla yaşını başını almış Türkler'i fena halde zorlayan "triatlon" isimli, bisikletle dağa tırmanma + zaptedilemeyen bir atla güneşin alnında dolaşma + ciple çevre mekanlarda gezme (toz toprak forever!) + yetmezmiş gibi ciple dağın tepesine çıkma ve sonrasında bisikletle fren yapa yapa uçurum kenarından aşağıya inme konseptli aktiviteye katıldım. (Farkındayım, dört oldu ama sanırım iki bisiklet aktivitesi bire sayılıyor.)
Atraksiyon sonrası 2 günde kendime geldikten sonra yarın başkent La Paz'a doğru yola çıkıyorum. Aylık toz-toprak istihkakımı doldurmamdan dolayı bu sefer treni tercih edeceğim...

Lama ile Pembe Flamingo Pembe Flamingolar Arbol de Piedra Bolivianos Chicos (Bolivyali Cocuklar)
Yol arkadaşlarım – Salar de Uyuni Yüce kaktüs ve fani insan Yansıma – Salar de Uyuni Bolivyali kadin ve cocugu - Uyuni
Pazarda - Tupiza

Tupiza - Bolivya

Etiketler: