05 Ağustos 2007

Değerlendirme: Brezilya

RioBrezilya, G. Amerika'nın Portekizce konuşan yegane ülkesi olmasının yanısıra renkliliği, hareketliliği sebebiyle de hak ediyor "nevi şahsına münhasır" sıfatını.
Amerika'da (artık neredeyse ABD'de bile) İspanyolca mutlak hakimiyet kurmuşken, her yer İspanyol hegemonyası altında inim inim inlerken Brezilya'nın hangi akla hizmet Portekizci olduğundan dem vurayım öncelikle.
16. yüzyılın başında İspanya ve Portekiz emperyalizmin temellerini atarak orayı burayı keşfetme (sanki işgal desek daha mı yerinde olacak!) yarışına girmişken, kısa süre sonra doğal olarak senindi - benimdi kavgasına başlıyorlar. Katoliklik'in yayılması, Vatikan'ın cebinin -dolması da dolması- sebebiyle o zamana kadar gidişattan ziyadesiyle memnun olan papa tehlike sinyalleri sonrasında paniğe kapılıyor ve dahiyane bir fikirle Portekiz'in ve İspanya'nın keşfedeceği toprakları ayırmaya karar veriyor. Atlantik'in tam ortasından geçen bir çizgi çiziyor ve diyor ki: "Çizginin doğusu Portekiz'indir, batısı İspanya'nın!" Ancak, bakir koca Amerika'nın İspanya'ya gittiğini gören Portekizliler itiraz ediyorlar. Bu mızmızlanma sonucunda papa çizgiyi biraz daha batıya kaydırıyor ve böylelikle Amerika'nın en doğusu (=Brezilya) Portekiz bölgesine geçiyor. İşte bundandır ki, Brezilya haricinde (kuzey hariç) tüm Amerika İspanyol sömürgesi olmuştur, ve işte bundandır ki Asya'da ve Afrika'da bol bol Portekiz sömürgesi varken (Angola, Mozambik, Macau, Doğu Timor,vb) buralarda İspanyol sömürgesi yok denecek kadar azdır.
Brezilya, G.Amerika'nın en büyük ve en kalabalık ülkesi. Bunda diğer İspanyolca konuşan ülkeler gereksizce bölünmüşken, Brezilya'nın "Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet" mottosu altında birleşmişliğinin payı elbette büyük. Ülke böyle büyük olunca doğal olarak çeşit çeşit kültürü de bünyesinde barındırıyor. Şili ve Ekvador haricinde tüm G. Amerika ülkeleriyle komşu olunca (=10 adet) ve her komşudan da biraz kültür ithal edince kültür bereketi daha da artıyor.
Güneydeki Brezilyalılar Uruguay ve Arjantin etkisinde mate bağımlılığı yaşarken (insan trafik kazasını elinde mateyle izler mi! Güney Brezilya'da izler), Rio'dakiler öz kültürleri sambayla yatıp kalkıyor, kıvrak kıvrak dansediyor. Salvador'daki çikolata renkli Brezilyalılar Afrika'dan alıp getirdikleri, Brezilya'nın taşıyla toprağıyla yoğurdukları kavga+dans'ları capoeirayla coşarken, kuzeydeki sahillerde (Natal, Recife, Maceio, Fortaleza, vb) keyfi yerindegiller yan gelip yatarken capirinha'larını yudumluyor. (Arzu edilirse kokteyl votka ile oluşturalabilinir, ona da capiroska diye hitap edilir.) "Başkent kurmakta zorlama yoktur" mentalitesini özümseyememiş neferlerin metazori şekilde oluşturdukları yeni başkent Brasilia'da memurlar dolmuşlarla ev-iş arası mekik dokurken, Amazon'da da çoğunlukla yerli kökenden gelen halk, turistleri oluk oluk Amazon Nehri'nin derinliklerine taşıyor.
Brezilya, işte böylesine hareketli, neşeli, rengarenk bir ülke. Tabii, Cidade de Deus (City of God) filminde çarpıcı bir şekilde işlenen favela (=suç oranının belki de dünya rekoru kırdığı Brezilya varoşları) gerçeğini de unutmamak gerek elbet. (Fragman) Ekonomik uçurum Türkiye'ye rahmet okutacak cinsten olsa da, dolayısıyla özellikle Rio'da her an her an saniye suç konusu paranoya yaratsa da gezimin en önemli noktalarından biriydi. 1 ay kaldım ama yine de gitmek isterim, yine de giderim.
(****)

Karnavaldan enstantane Rio - Gece Brasilia - Meclis ve Dios Candangos Amazon'da yavru timsah tutma çalışmaları

İzmir

Etiketler: ,

24 Mayıs 2007

Hayvan haşeratla yakın ilişkiler: Amazon

Ben - Pirana avlarken Mister No'nun 2. Dünya Savaşı sonrasında hayata küsüp inzavaya çekildiği şirin Amazon kasabası olarak tanıdığımız Manaus, hayal ettiğimden çok farklı bir şehir çıktı. 2 milyon nüfusuyla, koca gökdelenleriyle, limanına demirlemiş devasa şilepleriyle (Amazon üzerinden Atlantik'e açılıyorlar) bildiğimiz büyük şehir. Güzel bir kubbeye sahip bir tiyatrosu var. Ancak, en önemli özelliği Amazonlar'a yapılacak geziler için üs özelliği taşıması.
Ben de şehre geldikten sonra 3 günlük bir tur ayarlayıp Amazon Nehri'ne doğru yollandım. Burası nehirden öte bir şey. Yer yer 150 m'ye varan derinliği ve 20 km'ye varan genişliği ile kimi zaman göl, hatta deniz izlenimi veriyor. Şu an yağmur mevsimi olduğu için sular en yüksek seviyesinde. Nehir kenarındaki ormanların tümü ağaçların tepesine kadar sular altında. Bir nev'i Waterworld durumu mevzubahis.
Envai çeşit hayvanla haşır neşir olmak mümkün. İlk gün akşamında timsah sevmeye gittik. Her zaman olduğu gibi sulak bir bölgede ilerlerken yavru bir timsahı (boy: 50 cm) yakaladık. Hayvan henüz 1 yaşında olduğu için bebek özellikleri taşıyor, dolayısıyla elimizdeyken fazla debelenmedi. (Ortalama timsah ömrü: 50 yıl) Ekipteki herkes timsahı elden ele dolaştırdı, kurcaladıkça kurcaladı. Hayvancağız timsahlıktan çıktı, maymunsal bir hal aldı. Umuyorum, timsahların da hafızası filler gibi kuvvetli değildir. Bir şekilde yolum 20 sene sonra buralara düşerse, 21 yaşındaki ve 2m'lik hayvanın intikam içerikli gazabına uğramak istemem. Gerçi, kendisine bir şey yapmadık, sevip tekrar nehre bıraktık.
Ancak, sabahında yakaladığımız piranalar o kadar şanslı değildi. Onları bir gün sonraki öğle yemeğinde afiyetle yedik. Tadı isparozla aynalı sazan arasında bir yerlerde.. (Bkz. Bilinmeyen bir tadı bilinen iki tad arasında referans vererek tanımlama kaygısı) Yakalaması bir şey değil de iğneyi çıkarırken parmağı kaptırmamak için gayret göstermek gerekiyor. Guyanalı rehberimiz (Coşkun Aral'ın Haberci'sinde çıkan Türk asıllı rehberi bulamadım, Guyanalı bulduk anca) Antonio ve Brezilyalı arkadaşlar, pirana avlayıp dururken nehre atlayıp ılık suyun tadını çıkarmaya karar verdiler ! Pirana insana gelmezmiş. 12 saniye içinde piranalar tarafından tüketilen danalar hakkında hikayelerle büyümüş bir kişi olarak nedense üzerime bir ürperti geldi, pek suya giresim gelmedi.
Sonraki günlerde, ormanlık arazide yürüyüşler yaptık. Bilimum hayvanla yakınlaştık. Alıp sevelim derken suya düşürüp mındar ettiğimiz sloth (maymun-panda arası uyuşuk bir hayvan - tadı değil, kendi), 2m'lik koca bir yılan, etrafta her an cirit atan yunuslar geziyi daha da şenlendirdi.
2 gece boyunca hamakta uyurken tutulan belime ve sıtma olmayayım diye içtiğim ilacın harap ettiği mideme rağmen çok keyif aldığım bir gezi oldu.
Brezilya'dan ayrıldıktan niyetim Karayip kıyılarına uzanmak, vesileyle önümüzdeki günlerde başlayacak Karayip Korsanları-3'e selam etmekti. Lakin, Venezuela-Brezilya sınırı akşam kapalı olunca, sınırda mahsur kaldım. Ben de Venezuela'nın sınır kasabası Santa Helena'da 2 gün kalıp tepui isimli düz tepeli dağlarıyla ünlü Gran Sabana'yı gezdim. Buradaki Venezuelalılar, gönlümü almak için midir bilinmez, pek efendi çıktılar. Hesapta olmayan 2 güzel gün geçirdikten sonra Madrid uçağıma binmek üzere Caracas'a doğru gidiyorum. 4.5 ay evim yurdum olan G. Amerika'ya veda edip Avrupa'ya dönüyorum...

(NOT: Hugo Chavez hk. - Davulun sesi uzaktan hoş geliyor, eti butu bizim kadar olan bir ülkenin başkanının bizim yapamadığımızı yapması, terbiyesizlik yapan yabancı ülkelere haddini bildirmesi hoşumuza gidiyor. Ancak, Chavez burada tahmin ettiğimizin aksine pek de sevilmiyor. Ülke petrol içinde yüzerken (dünyanın 5. büyük petrol üreticisi - Örn. 1 lt benzin = 100 bolivar = 4 Ykr - Yani Türkiye'den 70 kat ucuz! ) dünya devlerine kafa tutacağım diye petrol zenginliğinin gerektiği gibi paraya dönüştürülememesi sinirleri germiş. Konuştuğum tüm Venezuelalılar Chavez'i çılgınlıkla ve ülkeyi mahvetmekle itham ediyor. Görünen o ki, %70 oyla iktidara gelen Chavez'in önümüzdeki seçimlerde işi çok kolay olmayacak.)

Tiyatro Binası - Manaus Amazon'da kaldığım yüzer otel Su altındaki orman - 1 Yansıma
Günbatımı - 1 Yılan - 2m El kadar maymun Balta girmiş orman
Günbatımı - 2 (Guyanalı rehberimiz Antonio) Su altındaki orman - 2 Sloth - Suya düşmüş halde Yunus

Simon Bolivar Havaalanı - Caracas - Venezuela

Etiketler:

10 Mart 2007

Ordem e Progresso: Brasilia

Dev Bayrak - Praça dos Tres PoderesBrasilia gördüğüm en absürd mimarili şehir. Kesinlikle...
Brezilya bayrağının üzerinde "Ordem e Progresso" yazar. Brezilya'nın mottosu olan bu iki kelime "Düzen ve Kalkınma" (Order and Progress) anlamına geliyor. Özellikle 1900'lerde kalkınma kısmına iyice takılan yönetimler garip hareketlerde bulunmuşlar. Brasilia'nın kurulması bunların en enteresanı.
Daha önceki başkent Rio imiş. Brasilia'nın şu anda bulunduğu alan bomboş bir araziyken, dönemin başkanı Kubitschek fantastik bir "kalkınma" kararı alıp buraya yepyeni bir başkent kurmaya karar veriyor. Şehir, Niemeyer adlı mimarın önderliğinde 4 sene içerisinde tamamlanıyor ve 1960 yılında kullanıma açılıyor!
Şehrin şekli uçak biçiminde. Gövde bölgesi boydan boya park şeklinde yapılmış. Baş kısmında her biri "Biz 1960 model modern sanat örnekleriyiz" şeklinde bağıran fütüristik şekilli devlet binaları ve bir adet katedral bulunuyor. Kokpit bölgesinde ise en önemli kurumlar bulunuyor: Parlamento, başkanlık sarayı ve anayasa mahkemesi.
Planlı şekilde yapıldığı için binalar arası açık tutulmuş ama ayar biraz kaçmış. İki bina arasına yalnızca bir park değil, göller dağlar girebiliyor! Dolayısıyla, şehri yürüyerek gezmek ölümcül bir hal alıyor.
Geçmişi ve dolayısıyla ruhu da olmayan bu şehirde semt ve sokak ismi de yok. Bunun yerine kısaltmalar kullanılmış. SCLRN (Setor Comercial Local Residencial Norte = Kuzey Kanat Yerel Konut Bölgesi), SMHS (Setor Medico Hospitalar Sul = Güney Kanat Hastane Bölgesi) gibi. Bu durum, şehrin Uzay Üssü Alfa'lığını daha da perçinliyor.
Başkente boş sayfasızlıktan can çekişen pasaportumu yenilemek amacıyla gelmiştim. Büyükelçilik yetkilimiz Ömer Bey -sağolsun- kısa sürede pasaportumu yeniledi. Bundan böyle, yeni boş pasaportumla gönlümce istediğim ülkeye girip çıkabileceğim...

Bakanlıklar Candangos ve Ben Katedral önü aziz Katedral - Gece
Memorial JK - Kubitschek Anıtı Katedrak içi Parlamento Sao Paolo Brasilia Haritası

Puerto Iguazu - Arjantin

Etiketler:

07 Mart 2007

Plaj, Filmler & Gezginler

Ginepabu kumsali Ekvator'a yaklaşıp plaj, kumsal, sıcak hava gibi nimetlerin dozunu arttırınca bünyemde iyiden iyiye gevşeme, rahatlama gibi durumlar hasıl oldu. Buna paralel olarak da yazma sıklığım doğaldır ki azaldı. Atlantik kıyılarında 3 m'lik dalgalarla boğuşan, plajda biraz rötarlı da olsa Angels and Demons'ını heyecan içerisinde okuyan, çeşit çeşit yiyecek ve içecek satan seyyar satıcıları zengin eden tembel ama mutlu bir insan idim geçen hafta...
Recife'den çok fazla haz etmedim. Yakınlarındaki Porto de Galinhas hoş bir kumsal olsa da, olmasa da olur bir yer. Olinda planı ise sağanak yağmur bastırınca güme gitti. Biz de (2 İngiliz, 2 İsrailli, 1 ABD'li, 1 Alman ve ben) buralarda mantar ötesi bir yayılma göstermiş alışveriş merkezlerinden birine gidip film izlemeye karar verdik ve Clint Eastwood'un Flags of Our Fathers'ını izledik.
Bu film, Bombay’da film öncesi saloncak ayağa kalkarak Hindistan Milli Marşı’nı söyledikten sonra izlediğimiz, o zamanlar tüm Hindistan’ı kasıp kavuran Don ve Sydney’deki James Bond – Casino Royale’den sonra, yolculuk esnasında sinemada seyrettiğim 3. film oldu. Don, (Don Carleone gibi) mafya filmi mi, komedi mi, müzikal mi ne idüğü belli olmayan, facia bir filmdi. Casino Royale ise –seyretmişsinizdir- sarışın James Bond’un hiç de zorlanmadan oynadığı iyice bir James Bond filmiydi.
Bu film ise, 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan bir olaydan yola çıkıp sözüm ona kahramanlık müessesesini sorguluyor. Ama, bu kisve altında bildiğimiz tarzdan biraz farklı olsa da yine ABD propagandası yapmaktan geri kalmıyor. Filmden sonra yeni yetme İsrailliler, filmden yola çıkarak ABD’li arkadaşın (John) üzerine gittiler. John ne kadar tartışmak istemediğini, bir ABD fanatiği olmadığını ima etmeye çalışsa da hafif şiddetli saldırı uzun süre sürdü.
İsrailliler bir alem... Açık ara en fazla gezen millet. Kız-erkek tüm İsrailliler için zorunlu olan 3 senelik askerlik hizmetini bitiren -gördüğüm kadarıyla- her İsrailli birkaç ay çalışıp para kazandıktan sonra G. Amerika’ya geliyor. Görünen o ki, bu default (zorunlu) bir davranış olmuş, ülkede kalana kötü gözle bakıyorlar. Onarlı öbekler halinde dolaşıyorlar. Genel olarak diğer gezginlerle ilişki kuramıyorlar ya da kurmak istemiyorlar. Gerçi, genelde gerçekten hiç de sevilmiyorlar. İsrailli turistlere sempatik görünmek için yerel turizm ofisleri tarafından konulan “Tel Aviv buradan 11000 km :) ”, “Şehrimize Şalom” gibi sevimlilik tabelalarının yanında sonradan karalanmış “İsrail - Katiller”, “Hepsini öldür!” gibi pek de sevgi öğesi içermeyen ibareler eksik olmuyor. Para hesapları inanılmaz boyutlarda. 1 kuruşun bile pazarlığını yapmaya çalışıyorlar. Hükümetlerinin acımasız politikasının yanında, bu cimrilikleri ve asosyallikleri de eklenince genelde kabul görmüyorlar, kendi içlerine kapanık öbekler biçiminde dolanıp duruyorlar.
İkinci sırada İngilizler var. Gençliklerinin de verdiği heyecanla her saatte bağırmakta, ortamda yalnız kendileri varmış gibi davranmakta, ulu orta yerlerde çıplak gezmekte (erkekleri) herhangi bir sakınca görmüyorlar. Bu durum, zaman zaman can sıkıcı olabiliyor. Diğer Anglosaksonlar (İrlanda, Avustralya, Y. Zellanda) göreceli daha sakin ve uyumlu.
Hollandalı, Belçikalı ve Alman gezginler ummadığım şekilde inanılmaz arkadaş canlısı ve sempatik çıkıyor. Derhal sıcak sohbetler kurulabiliyor. İsrailliler ve İngilizlere göre yola çıkanlar genelde daha büyük oluyorlar. Belki de akranlık sebebiyle daha rahat anlaşıyoruz, bilemiyorum...
İtalyan ve İspanyolların sayısı az olsa da Akdeniz kanının uyuşması sebebiyle en iyi onlarla anlaşıyorum.
Türk olduğumu söyleyince -net olarak dile getirilmese, yalnızca hissetsem de- en yoğun şaşırma ve memnuniyetsizlik İskandinavyalılar tarafından sarf edildi. Yapıcı şekilde tartışmak isteyenlerle ülkemizin politik durumunu açıklamaya çalışıyorum. Sevindiricidir ki, tartışma genelde “Biz bu tarafını bilmiyorduk, bundan böyle farklı gözle bakacağız” yaklaşımlarıyla sonlanıyor. Yapıcı olmak istemeyenler ise uzak kalmayı tercih ediyorlar. Bu durum da benim pek umur sınırlarım içerisine girmiyor.
Japonların gençleri çok fazla gezmiyor. Gezenler de genelde grup halinde geziyorlar. Her daim sevimliler...
Enteresan şekilde, çok çok az ABD’li (ve Kanada’lı) gezgin var. Gelirlerine ve nüfuslarına baktığınızda ilk sırada onlar olmalıydılar ama neredeyse hiç yoklar. ABD’li arkadaşların belirttiklerine göre, genelde Avrupa’yı gezmeyi hatta belli bir süre orada yaşamayı tercih ediyorlarmış.
Bu gezginlerle gezdiğim yerlere geri dönecek olursak... Recife’den sonra Natal’a geldim. Natal harika! Bütün sahil yüzlerce kilometre olmak üzere kesintisiz kumsal. Dalgalar inanılmaz, surf için birebir. Capirinha, şişte et ve karidesle ortam daha da şenleniyor. Brezilya genelde pahalı bir ülke ama bu plaj abur cuburu gayet ucuz. (Capirinha: 2 YTL, Şişte karides: 1.5 YTL) Natal’ın denizin ortasına yapılan enteresan ve hoş bir kalesi var. Bunun yanısıra, 4x4’lerle 60-70º eğimli kum tepelerden son sürat inmek, yokuşlarda spin atıp yüreği ağza getirmek, ipten kaymak suretiyle göle kendini bırakmak (aerobunda), kum yükseltisinden küçük bir tahta parçasıyla kayarak aşağıdaki göletin içine düşmek (skibunda) gibi adrenalin odaklı aktiviteleri içeren buggy tourlar buranın popüler eğlencelerinden.
Şimdi Brezilya’nın başkenti Brasilia’dayım. Hayatımda gördüğüm en absürd mimarili şehir burası. Yarin buradan Iguazu Selaleri'ne dogru yola cikiyorum...

Recife - Gece Natal & Buggy Plaj sergileri Hindistan cevizinden mataralar
Aerobunda Egzotik hayvan sevdirerek gecim saglayan cocuklar Kumda Skibunda
Kale - Forte dos Reis Magos - Kartpostaldan Kaleden Natal Balik tutma eziyeti Kale - Forte dos Reis Magos - Yerden

Brasilia - Brezilya

Etiketler:

28 Şubat 2007

Afro-dostlarla beraber: Salvador

Kole Isaura heykeli ile Rio'dan sonra 3 gün Salvador'da kaldım. El Salvador ya da San Salvador'la karıştırılmasın. Bu Salvador, başka Salvador...
Salvador, Sao Paolo ve Rio'dan sonra Brezilya'nın en büyük 3. şehri. Afro-Brezilya kültürünün en önemli yeri. Şehirdeki bütün yerel halk, farklı tonlarda olmak üzere zenci. Zamanında Portekizliler'in Afrika'dan köle olarak getirdikleri zenciler asimile olmamışlar, kendi kültürlerini sürdürmüşler. Şehir, Brezilya'dan çok Jamaika'daymış izlenimi veriyor.
Şehrin turistik kısmı Pelourinho'da kaldım. Düzgün, nezih bir yer. Buradaki zenciler derhal kaynaşılabilinen, dost canlısı, sıcak insanlar. Bol miktarda vurmalı çalgı eşliğinde dans edip eğleniyorlar. Bu dansların en enteresanı capoeira... Döner tekmeyle karşıdakinin ağzını burnunu dağıtmaya yeltenip son anda vazgeçme, havada uçarak dizi rakibin çenesinde patlatır gibi yapıp patlatmama, çevikliği ve zindeliği ispat etmek amacıyla arka arkaya Nadia Comaneci benzeri 3.5 burgu, 2 saltolu perendeler atarak yerinde duramama üzerine kurulu bu enteresan dans Afrika'dan buraya taşınan kültürün bir parçası.
Şehrin her yerinde kilise var. Ancak, en çok dikkat çeken kilise, yeni Papa'nın da geçen sene yaptığı gezide ziyaret ettiği Bonfim Kilisesi. Burasının Eyüp Sultan'ı. Kilisenin içinde mucize fotoğrafları dolu. Kötürümdü, annesi burada kurdela bağladı, şimdi futbolcu oldu - çocukları olmuyordu, buraya geldiler, ikizleri oldu - gibisinden mucizeler arkadaki küçük odada ispat olarak sunuluyor. Müslüman halimle bağladığım 3 kurdelanın değerlendirmeye alınıp alınmadığını zamanla göreceğiz... Yikilan kilise anisina dikilen kirik hac
Bahia tarafındaki kumsallar ve şık deniz feneri de görülmeye değer yerler. Yolu buraya düşenlerin Praça do Reggae denen mekanda kendilerini bu sıcacık müziğe bırakıp yerel halkla kaynaşma sürecini hızlandırmalarını öneririm. Muhtemelen etraftaki yüzlerce zencinin yanında tek beyaz siz olacaksınız, ve onlarla unutulmaz bir siyahi gece yaşayacaksınız...
Salvador'dan sonra Recife'ye geldim. Buranın merkezinde çok fazla görülesi bir yer yok. Biz de ABD'li ve İsrailli arkadaşlarla geceleyin hostelimizin havuzunda yüzme, yakın bölgedeki plajlarda günü öldürme gibi faaliyetlerle zamanı değerlendirmeye çalışıyoruz. Yarın güzel sokaklarıyla ünlü Olinda'ya gitme niyetindeyiz.
Rio'dan ayrıldım ama güzel plajlarını unutmak mümkün değil. Copacabana için yapılan hareketli şarkıyı hepimiz duymuşuzdur. Şarkıcı kızın güzel sesiyle yürekleri dağlayan, diğer Rio kumsalı Ipanema'nın şarkısı için ise - buyrunuz:
The Girl From Ipanema

(NOT: Guney Amerika (Guney) rotasini sag taraftaki bilgi bolumune ekledim.)

Luego do Pelourinho Praca da Se Yerel halkla kaynasma sureci Cocuk & Havuz
Gunbatimi - Sevgililer Limanda cocuklar Balikci & Ekmek teknesi Elevador Lacerda
Bonfim Kilisesi Capoeira - 1 Capoeira - 2

Recife - Brezilya

Etiketler: